Ağrı Pili ile tüm ağrılara son verebilir mi?

Baştan söylemeliyim ki tabiki hayır. Ağrı hastayı hekime gitmeye zorlayan bir şikayettir. Ağrın yoksa doktora zaten gitmezsin fakat hele bir de ağrılarınız kronikleşmişse yani uzunca süredir o ağrılara maruz kaldıysanız tedavi için Fizana (sürgün yeri, Libya’nın güneybatısı) dahi gidersiniz. Merak etmeyin sizin oralara gitmenize gerek yok. Bizler sizin yerinize pil tedavilerini öğrenmek amacıyla yurtdışına gittik, öğrendik ve yıllardır da hastalarımıza başarıyla uyguluyoruz.

Nedir bu Ağrı Pili?
İsminden de anlaşılacağı gibi halk arasındaki adıyla “ağrı pili”, tıbbi adıyla “spinal kord stimülatörü”, rutin ağrı tedavi yöntemleriyle tedavi edilemeyen belli teşhislere dayalı vücut ağrıları için bir tedavi seçeneği sunar. Ağrı pili dediğimiz cihaz elektrod, kumanda-şarj aleti ve batarya olmak üzere 3 ayrı yapıdan oluşan Spinal Kord Stimulatörüdür. Bunun iki parçası vücut içerisine yerleştirilirken kumanda-şarj aleti hastada bulunacaktır. Tıpkı kullanımı çok basit olan cep telefonları gibi.

Kimlere uygulanır?
Tabi ki ağrısı olan her hastaya ağrı pili uygulanmaz. Çünkü hem pahalı bir tedavi yöntemidir (üniversite, eğitim araştırma hastaneleri ve şehir hastanelerinde uygulandığında tamamı SGK tarafından karşılanmaktadır) hem de vücuda uygulanması için küçük de olsa bir operasyon ve lokal anestezi gerekmektedir.
Dünyada ve ülkemizde sıklıkla uygulanan, Başarısız Bel-Boyun Cerrahisi Sendromu diye anılan, bel fıtığı, boyun fıtığı ve omurilik darlığı nedeniyle yapılan açık ameliyatlar sonrası geçmeyen ağrıları olan hastalar ile omurilik yaralanması sonrası kalıcı ve şiddetli ağrıları olan hasta gruplarına ağrı pili uygulanmaktadır.
Geçmeyen ağrıları olan hastalara cerrahi olarak uygulanabilecek bir tedavi yöntemi kalmadığında hastalar bize gelir ve bizler de ameliyat olmuş olan bölgenin üzerine bu sistemi yerleştirerek ağrıya neden olan sinirsel uyarıların bir şekilde beyine ulaşmasını tamamen kesmeye veya olabildiğince azaltarak yaşam standardını yükseltmeye ve hastayı ağrısız olduğu dönemlerdeki günlük fonksiyonel aktivitesine olabildiğince yaklaştırmaya çalışırız. Yani ameliyatın uygulandığı bölgeye yeni bir cerrahi müdahale yapmayız.
Bu hastalıkların yanında kan dolaşımının azalmasına veya şeker hastalığına bağlı olarak ayak ve bacakta yarası olan hastalarda hem kan dolaşımını artırmak hem de ağrılarını azaltmak amacıyla da ağrı pili takılmaktadır. Ağrı pilinin diğer bir önemli özelliğinin de damarları genişletmek olduğunu söyleyebiliriz.

Hangi Ağrı pilinin takılması lazım?
Yeni bir araba satın alacağınızda ne düşünüyorsunuz? Aracın dayanıklılığını, yakıt tüketimini, teknik özelliklerini, fiyatını, servis hizmet ağını düşünürsünüz. Örneğin dayanıklılık dediğiniz zaman Alman arabaları aklınıza gelirken, servis hizmet ağında ise iki araç markası akıllara kolaylıkla gelir. Elbette ki ağrı pillerinde arabadaki gibi seçenekler çok değildir. Ağrı pili tedavisinde bizler de pil firmasını seçeceğimiz zaman servis ağına, bu pillerin uygulanacağı hastalar belli aralıklarla MR çekilmesi ihtiyacı duyabildiği için MR cihazı ile olan uyumluluğuna, vücuttaki kullanım ömrüne göre seçmekteyiz. Önceden batarya ömrü 3-5 yılda tükenirken şimdilerde 20 yıla uzamaktadır. Ayrıca bazı pil firmalarının cihazları MR ile uyumlu olarak çalışmamaktadır. Örnek verecek olursak başka bir sağlık sorunu nedeniyle diz veya omuz için MR çektireceğiniz zaman pil, MR uyumlu olmadığından ya çektirmeyeceksiniz ya da pilin bozulmasını göze alarak çektireceksiniz. Bu durum hem hastaları hem hekimleri çok zor durumda bırakmaktadır. Bu nedenle MR uyumlu olan, uzun batarya ömrüne sahip, kullanımı kolay bir firmanın ürününü seçmek akıllıca olacaktır.

Pil hastası ayrıcalıklı mıdır?
Bize göre ayrıcalıklıdır çünkü cihaz kullanımı ile ilgili bir problem yaşandığında firma yetkilisine haber verdiğinizde firma yetkilisi sorunu çözmek için çalışmakla beraber gereğinde pili hastaya takmış olan hekim ile irtibatı da sağlamaktadır.

Dünyada gelişmiş ülkelerdeki prosedürlere kıyasla ülkemizde bu tür tedaviler az sayıda hekim tarafından yapılmaktadır. En önemli sorunlardan bir tanesi özellikle bazı distribütör firmalar sadece pili ithal edip gerisine karışmamaktadırlar. Diğer önemli bir sorun da bu sistemi hastasına takan kamu hekiminin geçici görevi, tayin durumu, istifası, emekliliği gibi nedenlerle hekimlere ulaşılamamaktadır. Bu nedenle gerçekten servis ağını genişletmiş, bu şekilde yatırımını yapmış olan firmalar tercih edilmelidir. Ayrıca bu tedavilerin ülkemizde belirlenen merkezlerde uygulanmasına izin verilmelidir ki hastalara tam anlamıyla doğru bir hizmet verilmiş olsun. Ayrıca kişiselleştirilmiş tedavi yani hastaya göre ayarlanması gereken bir tedavi olduğu için verilen bu sağlık hizmetinden hastaların maksimum faydalanabilmesi sağlanmalıdır. Bu nedenle sistemin içerisinde olan bir hekim olarak bu konuda “Mükemmeliyet Merkezleri” kurulmasını öneriyorum.

Ağrı pili uygulamasının amacı diğer tüm ağrı tedavilerinde olduğu gibi hastaların uykudan ağrı ile uyanmaması, günlük fonksiyonel aktivitesinin ve konforunun ağrısız yaşadığı döneme olabildiğince yakın hatta mümkünse eşit olması, yaptığı işi ağrı nedeniyle bırakmak zorunda kalmaması, ailesi ve sosyal çevresinin olumsuz etkilenmemesidir. Örnek olarak ameliyat sonrası geçmeyen şiddetli bel ağrısı olan bir hastayı kısaca gözümüzün önüne getirelim. Geçmeyen ağrıları nedeniyle günlerdir uykusuz kalmış, bu süreçte yaşadığı psikolojik stresin sonucunda eşiyle tartışmış, çocuklarıyla ilgilenememiş, işine gidememiş, rapor almak zorunda kalmış, sağlık sorunları nedeniyle ne misafir kabul edebilmiş ne de başka bir yere gidebilmiş… Bu kişinin de bir aşçı olduğunu varsayalım. İşine gidemediği için veya aksattığı için yemek pişiremeyecek veya yeterince özen gösteremeyecek, dolayısıyla diğer işçiler de kendi işlerini bırakıp yemek ile uğraşmaya, yemeği düşünmeye başlayacaklardır. Sonuçta işler böyle zincirleme gelişerek bir kişinin işini ağrılarından dolayı tamamlayamamış olması yalnızca o kişinin değil, ailesinin, yakın çevresinin ve bulunduğu toplumun belli bir bölümünün hayatını da etkileyerek düzenlerinin bozulmasına yol açacaktır.

Sonuç olarak toplum düzenini bozan tüm ağrılarla mücadeleye devam…

Prof.Dr.Serbülent Gökhan BEYAZ
https://www.instagram.com/prof.dr.serbulentgokhanbeyaz/
https://www.facebook.com/ProfDrSerbülent-Gökhan-BEYAZ-FIPP-312854135544243

Koronavirüs ve Probiyotikler

Koronavirüsün neden olduğu Covid-19 hastalığı, 2019 yılının aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde ilk olarak ortaya çıktı ve ardından aylar içerisinde tüm Dünya’ya yayılarak 2020 yılının mart ayında Dünya Sağlık Örgütü tarafından “pandemi” yani Dünya’ya çapında salgın hastalık durumu ilan edilmesine neden oldu. Günümüzde bu hastalığın tüm Dünya’da 71 milyondan fazla insana bulaştığı tespit edilirken bu insanların 49 milyonu tam olarak iyileşmiş ve yaklaşık 1,6 milyonu hayatını kaybetmiş durumda. Ülkemizde ise ilk Covid-19 vakası sağlık bakanlığı tarafından 11 Mart 2020 tarihinde açıklanırken bugüne kadar 1.8 milyondan fazla vaka tespit edildi ve 16 bine yakın insanımız hayatını kaybetti.
Tabi ki her hastalıkta olduğu gibi bir kişinin iyileşmesi yalnızca hastaneden taburcu olmaktan ya da o hastalığa ait belirteçlerden ibaret değildir. Bir kişinin hastalıktan iyileştikten sonra fiziksel ve psikolojik olarak tüm vücut fonksiyonlarını tam olarak geri kazanmış olması asıl amaçtır. Dünya’nın yeni tanıştığı bir düşman olan Koronavirüs ve Covid-19 hastalığı asıl olarak akciğerler ve solunum yollarına saldırsa da mide barsak sistemini de sıklıkla etkilemektedir. Bunu dışında vücutta birçok organ ve sistem fonksiyonlarına zarar vermekte ve insanlarda bu organlarla ilgili şikayetlere neden olmaktadır. Tedavi için Dünya’da ve ülkemizde rutin olarak bazı ilaçlar kullanılmış olsa da bu hastalığı kesin olarak tedavi ettiği tespit edilen henüz hiçbir ilaç bulunmamakta hatta kullanılan ilaçların yan etkileri de ortaya çıkmaktadır. Kesin tedavi edici bir yöntem olmaması nedeniyle konservatif tedavi olarak adlandırılan, hastalığa yakalanan kişinin mevcut şikayetlerine ve bu şikayetlerin şiddetine göre vücudu destekleyecek tedavi yöntemleri ön plana çıkarken bazen de insanlarımız aktarların yolunu tutmaktadır. Örneğin Covid-19 hastalığına yakalandığı tespit edilen fakat ciddi şikayetleri olmayan, kendini nispeten iyi hisseden hastalar ilaç ile kendi evlerinde karantina altında tedavi görürken hastalığı çok şiddetli olarak geçiren ve ciddi solunum sıkıntısı yaşayan hastalar ise yoğun bakıma yatırılarak gerektiğinde solunum cihazı ile desteklenerek tedavi edilmekteler. Hastalıkta mücadelemizde tedavi ediciliğinden emin olduğumuz bir ilaç bulunmaması tabi ki akıllara vücudun bağışıklık sistemini ve direncini destekleyici yöntemleri getirmektedir.
Hastalığa neden olan bakteriler olduğu gibi vücutla iyi geçinen ve hatta vücuda yardımcı olan bakteriler de bulunmaktadır. Bu bakteriler dışarıdan destekleyici gıdalarla ya da ilaç formulasyonları ile alınabildiği gibi doğduğumuz günden beri vücudumuzda bulunan hatta vücudumuzda sayıları azaldığında hastalandığımız bakteriler dahi bulunmakta. Yetişkin bir insanın bağırsağında sayısı 100 trilyonu ve ağırlığı 2 kilogramı geçtiği tahmin edilen ve bağırsak florası olarak adlandırılan bakteriler bulunmakta. Bu bakterilerin vücuda faydası ise B ve K vitaminleri başta olmak üzere vücut dengesinde rol alan bazı mikro maddeleri sentezlemek. Vücutta varlığı hastalıklara neden olan bakterilerin aksine bu bakterilerin sayısı azaldığında vücutta hastalık ortaya çıkmakta. Kişide ishal gibi bir nedenle bağırsak fonksiyonunda bozukluk meydana geldiğinde ise bu bakterin fonksiyonları ve sayıları azalmaktadır. Koronavirüs enfeksiyonunun kendisi ishal, mide bulantısı, kusma gibi sindirim sistemiyle ilişkili şikayetlere neden olabilirken, enfeksiyonu tedavi etmek için kullanılan antibiyotik ve diğer ilaçlar da aynı şikayetleri içeren yan etkilere neden olabilmekte ve bağırsaklardaki bu floraya dengesini bozarak hastalığa ek farklı sorunlar ortaya çıkarabilmektedir.
Sindirim sisteminin fonksiyonu yalnızca gıdaların sindirilmesinden ibaret değildir. Beyin ve omurilikten sonra vücudun en büyük ve komplike sinir ağı sindirim sisteminde bulunur ve birçok yerde bu sinir ağı “ikinci beyin” olarak vurgulanmaktadır. Dolayısıyla bağırsaklarda meydana gelen bir fonksiyon bozukluğu ve şikâyet vücudun belli bir bölümüyle sınırlı kalmayıp tümünü etkileyebilmektedir.
Peki tüm bu olumsuz durumların gelişmesini veya daha kötüye gitmesini önlemek için neler yapabiliriz? Bu konuda akla takviye probiyotikler geliyor. Probiyotikler, Dünya Sağlık Örgütüne göre yeterli miktarda alındığında insana faydasının olduğu bilimsel olarak ispatlanmış canlı bakterilerdir. Bağırsak florası olumsuz etkilendiğinde probiyotiklerle vücudun desteklenmesi oldukça önemli hale gelir.
Koronavirüs enfeksiyonunun sindirim sistemine de ciddi zararlı etkileri olmasından dolayı pandemi sürecinde Dünya çapında özellikle kritik hastalarda probiyotik kullanımının etkisini araştıran bilimsel çalışmalar yapılmış ve bazı çalışmalarda probiyotiklerin tedavi sürecine olumlu katkıları tespit edilmiştir. Bu çalışmalardan çıkartılan sonuçlar ve yorumlar şu an için tıbbi olarak tam geçerliliğe sahip öneriler değiller tabi ki ancak probiyotik kullanımının vücuda olumlu etkilerinin olduğu bilinen bir gerçek ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından da kabul etmektedir.
Şunu da belirtmekte fayda var ki hayatın her alanında olduğu gibi tıp alanında da her şeyin azı karar, fazlası zarar olabilmekte. Yazımızı 16.yüzyılda yaşamış bilim insanı Paracelsus’ un bu konudaki meşhur sözüyle sonlandıralım. “İlacı zehirden ayıran fark dozudur”

Karpal Tunel Sendromu için yeni bir Ağrı tedavisi var mı?

Karpal Tünel Sendromu en sık olarak kollarda sinir sıkışması sonrası teşhis edilen bir hastalıktır. Hastalar çok çeşitli şikayetlerle ortaya çıkar ve birçok farklı branştan doktorlara tedavi için gidebilirler. Bu hastalığın teşhisi ve tedavi yöntemleri de gelişerek değişmektedir.

Karpal Tunel Sendromu nedir ve kimlerde görülür?

El, el bileği ve ön kolda ağrı ya da değişmiş duyu hissi olarak karşımıza çıkan ve hastalar tarafından sıklıkla dile getirilen bir hastalıktır. Bilimsel kaynaklara göre bu hastalığın toplumun yaklaşık %5’ ini etkileyebildiği ifade edilmektedir. Bir başka deyişle ülkemizde 4-5 milyon insanımız bu hastalıkla karşılaşmaktadır. Kadınlar bu konuda biraz şanssız diyebilirim çünkü kadınlarda bu hastalık erkeklere göre 3-4 kat fazla görülmektedir. Çocuklarda ise daha az sıklıktadır.

Bu hastalığa yol açan patoloji el bileğinde “Median Sinir” olarak adlandırılan sinirin “Karpal Tünel” denilen bölgede sıkışarak basıya maruz kalmasıdır. Olguların çoğunluğunun nedeni idiopatiktir yani hastalığın nasıl geliştiği bilinmemektedir. Düşme, çarpma gibi el ve el bileğindeki travmalar ya da el ve el bileği ile aşırı ve ağır aktivitelerde bulunulması, hamilelik, obezite, hipotiroidi yani tiroid bezlerinin az çalışması, böbrek yetmezliği, diyabet, osteoartrit yani kireçlenmeler ve bazı romatizmal hastalıklar bu hastalığın ortaya çıkmasını tetiklemektedir.

Nasıl Teşhis edilir?

Karpal Tünel Sendromu sinir sıkışmasını artıran bazı özel testler ve Elektromiyografi (EMG) gibi elektrofizyolojik çalışmalar ile teşhis edilmektedir. Bunun yanında baş parmak, işaret parmağı ve orta parmakta ağrı, karıncalanma, uyuşukluk gibi semptomlar bize bu tanı için ipuçları verir. Bazen el kaslarında atrofi dediğimiz kas zayıflıkları da göze çarpabilir. Ayrıca kişinin belirgin olan yeteneklerinde bir azalma, örneğin yumruk yaparken zorlanma, bir fincanı veya bardağı tutarken güçsüzlük hissetme ve hatta elinden düşürme gibi olaylarla karşılaşılabilir. Bazen hastalar bu şikayetlerin bir rahatsızlıktan kaynaklandığını düşünmeyip kendilerini sakar olarak nitelendirmeye başlarlar.

Nasıl tedavi edilir?

Bilek splinti: Düz pozisyonda el bileğine takılarak uygulanır. Karpal Tünel Sendromu şikayetlerini hafifletebilir.
Steroid enjeksiyonu: Oldukça kabul gören güvenli bir tedavi yöntemidir. Hafif-orta-ileri seviyedeki olgularda güvenle uygulanabilir.
Fizik tedavi: İstirahat, aktivitelerin değiştirilmesi, fizyoterapi, tendon ve sinir kaydırma rejimleri ile bilek güçlendirilmesi gibi programları içerir.
Cerrahi: Cerrahi tedavi sonuçları her ne kadar iyi olsa da sonuçta açık girişimsel bir işlemdir. Cerrahide komplikasyon yani istenmeyen ancak önlenemeyen sonuçların gelişme ihtimali her zaman vardır. En sık karşılaşılan komplikasyon baş parmak tarafında derinde bir ağrı hissedildiği ve ameliyat kesisinin olduğu yerde hassasiyettir. Cerrahide amaç Median sinir üzerindeki basıyı ortadan kaldırmaktır.

Yeni tedavi metotları var mı?

Karpal tünel sendromu çok yaygın bir hastalıktır ve bu hastalığı açık cerrahi olmadan etkili bir şekilde tedavi edebilmenin yollarını aranmaktadır. Son zamanlarda tercih edilen yöntemlerden birisi de hidrodisseksiyon yöntemidir. Ultrasonografi sayesinde el bileğinin sinir, tendon ve kemik yapıları kolaylıkla ayırt edilebilmektedir. Hidrodisseksiyon yönteminde Median sinir etrafına serum fizyolojik veya steroid, ozon gazı ve hyaluronik asit gibi ilaçlar ultrasonografi yardımıyla enjekte edilerek sinir etrafındaki bası kaldırılır.
Son olarak uygulanan yeni tedavi yaklaşımlarından birisi de proloterapidir. Tecrübeli hekimler tarafından uygulandığında etkinliği yüksektir.

Karpal tünel sendromundan korunmak için öncelikle el ve el bilekleri zorlayan işlerden kaçınmak, eğer kaçınamıyorsak da bu işleri aralıklar vererek yapmak belki bir çözüm olabilir. Günümüzde en çok bizim yanıbaşımızda bulunan tıbbi sekreterler bilgisayar ile işlerini yaparken el ve el bileğini yoğun olarak kullandıkları için yüksek risk altında olan kişilerdir. Bu nedenle bilgisayar kullanırken el bileğini sürekli bükülü şekilde tutmamak, silikon destekli mousepad kullanmak, ağır ev işlerini yaparken örneğin çamaşır sıkarken el ve el bileğini zorlamamaya dikkat etmek Karpal Tünel Sendromundan kaçınmak için önemlidir.

Son sözümüzü tekrarlayalım: Sonuç olarak toplum düzenini bozan tüm ağrılarla mücadeleye devam…

DEMANS hastalarında (Bunama) ağrı

20.yüzyılda dünya nüfusundaki yaşam beklentisi inanılmaz bir şekilde artış göstermiştir. Yaşamın ilk yıllarındaki ölüm oranlarının azalmış olması, bu artışın nedenlerinden birisi olabilir. Önceden 60 yaş üstü insanlar yaşlı olarak anılmaktaydı ve ölüm oranı daha azdı. Şimdilerde bu yaşlı insanlar, daha da yaş alarak (80 yaş ve üzeri) çok yaşlı dediğimiz nüfusun artmasına neden olmaktadır. Tabi bu yaşla ilgili olan değişiklikler sonucunda, demans ve Alzheimer gibi bazı hastalıklar daha fazla görülmeye başlar. Kronik ağrı ise yaşlanmayla beraber artmakta ve bu tür hastalıklara eşlik etmektedir. Özellikle kireçlenmeye bağlı artrit yaşlı nüfusun en sık muzdarip olduğu durumlardan birisidir.

Demans yani başka bir deyişle bunama; unutkanlık, kelime bulmada zorluk, sorulan soruların veya cümlelerin tekrar edilmesi, hafıza kaybı, kişilik değişiklikleri, akraba ve arkadaşları tanıyamama, ruhsal şikayetler ve bazen de fiziksel olarak kendi kendine yetemeyecek, bakıcı veya yardımcıyla günlük işlerini ancak yapabilen ve bilinç değişikliklerine yol açabilen bir hastalıktır. Birçok alt tipi mevcuttur. En sık görülen alt tipi Alzheimer Hastalığıdır. Dünyada 50 milyondan fazla demans hastasının olduğunu ve her yıl 10 milyon yeni hastanın ortaya çıktığını akıldan çıkarmamak gerekir.

Toplumlarda demanslı hastaların yarısından çoğu her gün ağrı yaşar. Özelllikle bakım yapan hemşireler tarafından bildirilen, demanslı hastaların %60-80’inin her gün ağrı çektiğidir. Bu ağrıların birçok farklı nedeni vardır. Kas iskelet sistemi, mide-barsak sistemi, kalp hastalıkların yanında idrar yolu enfeksiyonları ve bası yaraları sayılabilir. Demanslı olup ağrısı olan hastaların hepsinde uzamış-süregen bir ağrı olmayabilir ancak demans sürecinde daha hızlı hafıza kaybı yaşayanlarda bu oran daha yüksektir. Ayrıca şu da bilinmelidir ki demans derecesi ilerledikçe hastalarında çektiği ağrı benzer şekilde giderek artar.

Demanslı hastalarda ağrının nasıl olduğunu farkedeceğiz?

Bilinçleri yerinde olan ve erken dönemdeki demanslı hastalar ağrılarını bir şekilde size göstererek ya da anlatarak size ifade edebilirler. Fakat hastalığı ilerlemiş olanlarda sözlü taciz, boş boş etrafta gezinme, ajitasyon ve saldırganlık gibi davranışlar hastanın ağrısının işaretleri olabilir.

Demanslı hastaların ağrısını ve tedaviye cevabını nasıl değerlendireceğiz?

Bunu değerlendirmek için yurtdışında birçok ağrı ölçme ve değerlendirme testleri vardır. Bunlardan birini Türkçeye uyarlayarak hastalarımıza uyguluyoruz.

Ağrı Tedavisinde neler uygulanmaktadır?

Tedavileri ikiye ayırıyoruz. Birincisi ilaçsız tedaviler dediğimiz egzersiz, müzik terapisi, davranış terapisi, refleksoloji, reiki, kişi merkezli banyo, sallanan sandalye terapisi gibi tedavileri kapsamaktadır. Bunların hangisinin hangi aşamada uygulanacağına ağrı hekiminiz karar vermelidir. İkincisi ise ilaç tedavileridir. En basit ağrı kesicilerden en güçlülerine, ağrı bantlarına kadar kullanılabilir. Eğer bunlara rağmen ağrısı devam eden hastalarımıza girişimsel ağrı tedavileri uygulayabilmekteyiz.

Demans hastalığı yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir. Bir hastalıktır. Demanslı hastaların da ağrı ve acı çekebildiğini hatırdan çıkarmayalım.

Sonuç olarak toplum düzenini bozan tüm ağrılarla mücadeleye devam…

Şimdi Daha İyi Olun! Sadece Randevu Al

tr Turkish
X
×